Özdil yine okurlarını aldattı: Bu iddialar Atatürk'e hakaret!

Sözcü yazarı Yılmaz Özdil'in köşe yazısında Atatürk'ü kullanarak anlattığı hikayeye tepki çekti. Haber7.com olarak söz konusu yazı ile ilgili Derin Tarih Genel Yayın Yönetmeni tarihçi-yazar Mustafa Armağan, İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Porf. Dr. Mustafa Budak ve İTÜ Öğretim Üyesi Dr. Kadir Kon'a görüşlerini sorduk.

Özdil yine okurlarını aldattı: Bu iddialar Atatürk'e hakaret!
Özdil yine okurlarını aldattı: Bu iddialar Atatürk'e hakaret!


Haber7.com/Özel Haber

 

Sözcü yazarı Yılmaz Özdil, Atatürk'ü kullanarak muhafazakar kesime iftira atmaya devam ediyor. Yaptığı 'Atatürk hikayeciliği' sebebiyle defalarca eleştirilen Özdil, son yazdığı köşe yazısında da Atatürk'ün Büyük Taarruz öncesi Konya'da bir medreseyi ziyaret etmesi ile ilgili bir hikaye anlattı. Özdil'in uydurduğu hikayeler defalarca tarihçiler tarafından yalanlanmıştı. 

Özdil, Atatürk'ün Konya ziyaretinde çok sinirlendiğini ve "Bu asalakların askere alınmaları için emir vereceğim, utanmadan yardım istiyorlar, savaş sona erince bunları mali dayanaklarından, vakıflardan yoksun edeceğim, bu vakıflar mollaların yaşam kaynağıdır, mutlaka son vereceğiz!” dediğini iddia etti. Konuyu Ekrem İmamoğlu'nun İBB Başkanlığına bağlamayı ihmal etmeyen Özdil, "Arap lisanı ile vakir geçiren 2019 model mollaların, asalak gibi besiye çekilmesine son verildi" diyerek binlerce öğrenciye burs ve yardım sağlayan vakıflara dil uzattı.

 

Haber7.com olarak, Derin Tarih Genel Yayın Yönetmeni tarihçi-yazar Mustafa Armağan, İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Porf. Dr. Mustafa Budak ve İTÜ Öğretim Üyesi Dr. Kadir Kon'a Yılmaz Özdil'in son yazısı ile ilgili yorumlarını sorduk.

MUSTAFA ARMAĞAN: "ÖZDİL OKURLARINI YİNE ATATÜRK İLE ALDATMIŞ"

Tarihçi Yazar Mustafa Armağan

Okurunun zekâsıyla alay eden Yılmaz Özdil 30 Ağustos’un arefesinde onları yine Atatürk’le aldatmış. Bir kere Özdil’in aktardığı olay, ayrı zaman ve mekânlarda geçen iki ayrı olaya ait. Senaryo M. Kemal’in 19 Şubat 1923 İzmit ve 2 Şubat 1923 İzmir konuşmalarından keyfi bir şekilde montajlanmış, arkasını da sevabına yazarı dolduruvermiş. Neticede Y. Özdil, M. Kemal’e sahte sözler uydurmuş ama acar Kemalistlerimizde nedense tıs yok. 

1) M. Kemal’in Akşehir ve Konya’ya yaptığı iki ayrı ziyareti tek ziyaretmiş gibi yutturmuş. Esas hadise Akşehir’de geçiyor, Konya’daki ise ona senaryo gereği yamalanıyor.

2) Medresedeki mollaların yaşları hiçbir kaynakta geçmiyor.

3) Bir denetleme söz konusu değil.

4) Akşehir’deki medreseye habersiz gidiyor ama Konya’da bizzat haber verdiriyor. Nitekim habersiz gittiği Akşehir’deki medresede hoca karşılamaya çıkmıyor, M. Kemal onu ve talebelerini odalarında buluyor. Konya’dakiler ise haber verilince apar topar karşılamaya çıkıyor. 

Yalan rüzgârı şu sözlerle devam ediyor: 

“Mustafa Kemal zaten kendini zor tutuyordu, (medreselilerin askere alınmamasını isteyen hocaya-MA) patladı…

“Memleket harp ediyor, istiklal ve mevcudiyetini kurtarmaya çalışıyor, siz burada Arap lisanıyla vakit geçiriyorsunuz. Sizin için bu medreseler, Yunan'ı mağlup etmekten, halkı zulümden kurtarmaktan daha mı kıymetlidir? Millet kan içinde yüzerken, milletin çocukları cephelerde yurt için canını feda ederken, siz burada sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz” diye bağırdı!”

Yukarıdaki sözler M. Kemal’in her iki konuşmasında da mevcut değildir. İşin garibi, M.Kemal’in kendisinin her iki konuşmada da zikretmediği bu sözlerin sadece ilk iki cümlesi o sırada yanında bulunduğunu iddia eden Dr. Hilmi’nin notlarından alınmış, sonrası ise yazar tarafından eklenmiştir. Ne “millet kan içinde yüzerken” demiştir, ne de “sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz.” Savaş varken, medrese öğrencilerinin Arapça öğrenmesine gösterdiği tepki dışındaki cümleler Y.Özdil tarafından uydurulmuştu. 

DR. KADİR KON: "ATATÜRK MEDRESE ÖĞRENCİLERİNDEN ETKİLENMİŞTİ"

İTÜ Öğretim Üyesi Dr. Kadir Kon

"Bahsi geçen yazıdaki olaylar gerçekten yaşandı mı, bilmiyorum. Ancak Mustafa Kemal Atatürk’ün Büyük Taarruz öncesi yaptığı medrese ziyaretlerinde kayıtlı olan gerçekler var. Mesela bu ziyaretler hakkında Ahmet Hamdi Akseki’yi övüyor. Medreselerdeki öğrencilerin hallerinden etkilenmiş. Onların tek tip kıyafetlerinden, disiplinlerinden övgüyle bahsediyor. Gençlerin enerjisi onu etkiliyor."

Bunu, o dönem Mustafa Kemal Atatürk’ü yakından takip eden gazeteci İsmail Habip Sevük’ün notlarından biliyoruz. Hatta Sevük, Atatürk’ün bu gençleri değerlendirmeyi düşündüğünü belirtmiştir. Daha sonra kendisi ve Atatürk’ün fikirlerine değer verdiği diğer isimlerin araya girmesiyle Atatürk’ü bu fikirden vazgeçirip medreseleri kapatma kararının uygulanmasını sağladıklarını yazar. 

Bir de tabi bugün vakıflar himayesinde Yılmaz Özdil’in bahsettiği gibi Arapça öğrenen medrese öğrencileri değil lise ve üniversite öğrencileri bulunuyor. "

PROF. DR. MUSTAFA BUDAK: "BU İDDİALAR MUSTAFA KEMAL'E HAKARETTİR"

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Budak

"Yılmaz Özdil’in anlattığı olayın bire bir yaşanıp yaşanmadığını bilemem. Ama şunu söyleyebiliriz. Mustafa Kemal, Milli Mücadele döneminde halkın dini değerlerini hiçbir zaman göz ardı etmedi. Bunun bir çok örneği var. TBMM’nin açılışında dini değerlere gösterdiği hassasiyet biliniyor. Ancak bunun yanında Mustafa Kemal dünya görüşü anlamında hep radikal derecede Batıcı olmuştur. Buna hilafetin kaldırılması da dahildir.

Oluşturduğu toplumsal projelerde dini kurumlar ön planda bulunmuyordu. Hiçbir radikal kararını anlık olarak verdiğini söyleyemeyiz. Yani Mustafa Kemal’in Konya’da bir medresedeki durumdan rahatsız olup medreseleri kapatma kararını verdiğini iddia etmek kendisine hakarettir. Bu yazıda İBB’nin aldığı kararı haklı göstermek için kurgulanmış bazı hikayeler ve Atatürk istismarı bulunuyor."

İşte Yılmaz Özdil'in tarihi gerçekleri çarpıtarak muhafazakarları hedef aldığı yazısı: 

Büyük Taarruz'a sayılı günler vardı.

Son hazırlıklar yapılıyordu.

Cephe karargahı Akşehir'deydi.

Mustafa Kemal geldi.

İsmet Paşa brifing verdi.

150 bin askere ihtiyaç olduğunu, hâlâ 50 bin asker eksiği olduğunu, tüfek başına 270 mermi gerektiğini, her makineli tüfek için 13 bin mermi gerektiğini, her top için 750 atım gerektiğini anlattı.

Bu hesabı Sakarya Savaşı'ndaki harcamayla kıyaslayarak yapıyordu.

Demiryolu, düşman hattının 40 kilometre gerisindeydi, kamyon yoktu, kağnılar çok yavaştı, demiryolunu tutana kadar mühimmatı taşımak için üç bin deveye ihtiyaç vardı, üç bin devenin acilen satın alınmasını istedi.

Motorlu taşıt sayısı zaten çok az olduğu için, benzin yeterliydi.

Askerin yemek ihtiyacını karşılamakta ciddi sıkıntı yaşanıyordu, maalesef erzak çalınıyordu, mecburen kaçakçılarla temas kurulmuştu, kaçakçılardan arpa satın alınıyordu, et ihtiyacını kısmen karşılayabilmek için balık avlama bölükleri kurulmuştu.

Ama en önemli sorun, asker kaçaklarıydı…

Bir ay içinde 30 bin askerin firar ettiği bile oluyordu.

Yüreksizlik, cehalet, ihanet, ne dersen de, kaçıyorlardı.

Hal böyleyken…

Gene böyle bir denetleme sırasında, Konya'ya geldi.

Önceden haber vermeden bir medreseyi ziyaret etti.

17-18 yaşında mollalarla doluydu.

Düzenli orduya asker toplandığını elbette biliyorlardı ama, hem savaşmaktan ödleri patladığı için, hem de padişah efendilerinin fermanı ve fetvasıyla Kuvayi Milliye'ye karşı oldukları için, din eğitimi kisvesi altında buralarda saklanıyorlardı.

Telaşla koştular, cübbeli sarıklı hocalarıyla birlikte avluya dizildiler.

Yerlere kadar eğilerek selamlıyorlar, saygı takiyyesi yapıyorlardı.

Kıdemli sarıklılardan biri öne çıktı, binbir ağdalı övgüden sonra lafı din eğitimine getirdi, medrese sayısının arttırılmasını ve medrese talebelerinin askere alınmamasını istirham etti.

Mustafa Kemal zaten kendini zor tutuyordu, patladı…

“Memleket harp ediyor, istiklal ve mevcudiyetini kurtarmaya çalışıyor, siz burada Arap lisanıyla vakit geçiriyorsunuz. Sizin için bu medreseler, Yunan'ı mağlup etmekten, halkı zulümden kurtarmaktan daha mı kıymetlidir? Millet kan içinde yüzerken, milletin çocukları cephelerde yurt için canını feda ederken, siz burada sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz” diye bağırdı!

Öfkeyle çıktı gitti.

O dönemde, medrese adı altında beş bin tarikat yuvası vardı.

Kullanılmayan “kolordu” büyüklüğündeydi.

Mustafa Kemal otomobille uzaklaşırken hâlâ yatışmamıştı.

“Bu asalakların askere alınmaları için emir vereceğim, utanmadan yardım istiyorlar, savaş sona erince bunları mali dayanaklarından, vakıflardan yoksun edeceğim, bu vakıflar mollaların yaşam kaynağıdır, mutlaka son vereceğiz!”

Ve, bir asır sonra, yine Büyük Taarruz'un yıldönümünde, kaderin cilvesi mi desem, ibretin tekerrürü mü, bilemiyorum…

İstanbul büyükşehir belediyesinden dinci vakıflara, cemaatlere, tarikatlara, sarıklı cübbeli yapılanmalara aktarılan para kesildi.

“Maddi dayanaklarından yoksun” edildi.

Böylece...

Gençlerimiz işsizlikten kırılırken, yoksul vatan evlatlarımız Arap topraklarında canını feda ederken, Arap lisanıyla vakit geçiren 2019 model mollaların, asalak gibi “besiye çekilmesi”ne son verildi.

Akp yönetiminde sadece 30 Ağustos'tu.

Artık nihayet, yeniden Zafer Bayramı oldu.
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Son Dakika! Sağlık Bakanı Koca: Eylül ayından beri ülkemizde görülen tüm virüs türlerinin incelenmesi kısa sürede neticelenecek
Son Dakika! Sağlık Bakanı Koca: Eylül ayından beri ülkemizde görülen tüm virüs türlerinin incelenmesi kısa sürede neticelenecek
Kılıçdaroğlu'ndan AK Parti Malatya Milletvekili Öznur Çalık'a çağrı: Ya özür dile ya da istifa et
Kılıçdaroğlu'ndan AK Parti Malatya Milletvekili Öznur Çalık'a çağrı: Ya özür dile ya da istifa et