Dijital Çağda Çocukların Sessiz Yalnızlığına Klinik ve Sosyolojik Bir Bakış..
Son yıllarda çocuklarda giderek artan otizm tanıları, yalnızca nörogelişimsel bir bozukluk çerçevesinde mi ele alınmalı; yoksa dijitalleşen yaşam, zayıflayan ebeveyn-çocuk teması ve değişen ilişki biçimleri bu tabloyu yeniden düşünmeyi mi gerektiriyor?
Klinik psikoloji ile izmir psikolog ve sosyolojiyi birlikte ele alan çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer, otizm tanıları etrafında yürütülen tartışmalara tek boyutlu tıbbi açıklamaların ötesinde, ilişkisel, çevresel ve toplumsal bir perspektiften yaklaşıyor. Yıldırımer’e göre mesele yalnızca “tanı sayılarının artışı” değil; çocukların duygusal temas, karşılıklı etkileşim ve güvenli bağlanma alanlarında giderek yalnızlaşmasıdır.
Bu röportajda Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer, dijital çağın çocuk ruhsallığı üzerindeki görünmeyen etkilerini, erken dönem temas eksikliğinin psikolojik sonuçlarını ve tanı-etiket-ilişki üçgeninde gözden kaçan kritik noktaları ele alıyor.
Açıkçası hayır. Bugün çocuklar çok fazla bağlantı kuruyor ama çok az temas yaşıyor. Bu ikisi aynı şey değil. Ekran üzerinden sürdürülen iletişim, sayıca fazla olabilir; ancak duygusal derinliği oldukça sınırlı. İletişim artıyor gibi görünüyor ama ilişkinin ruhu zayıflıyor.
Çocuk beyni temasla gelişir. Yüz yüze bakış, ses tonunu ayırt etme, mimikleri okuma, karşısındakini bekleme… Bunlar sosyal ve duygusal gelişimin temel yapı taşlarıdır. Dijital iletişim bu çok katmanlı süreci düzleştiriyor. Mesaj gelir, mesaj gider; ama duygu bedende karşılık bulmaz.
Daniel J. Siegel’in çok net bir ifadesi vardır: “Beyin, ilişkisel deneyimlerle şekillenir.” Yani ilişki zayıfladığında beynin entegrasyonu da zayıflar. Bu entegrasyon kaybı özellikle empati, duygusal düzenleme ve sosyal farkındalık alanlarında kendini gösterir.
Son yıllarda şunu çok sık görüyoruz: Göz teması zayıf, sosyal ipuçlarını okumakta zorlanan, duygusal tepkileri sınırlı çocuklar… Bu tablo her zaman doğuştan gelen bir nörogelişimsel bozukluk değildir. Bazı çocuklar, ilişki yoksunluğu içinde büyüdüğü için bu belirtileri geliştiriyor.
Kesinlikle. Bu, otizmin biyolojik gerçekliğini inkâr etmek değildir. Ama her benzer belirtinin genetik kökenli olduğunu varsaymak da bilimsel değildir. Literatürde artık “öğrenilmiş otistik belirtiler” kavramı tartışılıyor. Erken yaşta yoğun ekran maruziyeti, yüz yüze oyunun azalması ve yetişkinle kurulan ilişkinin zayıflığı bu tabloları besliyor.
Michael Rutter’ın bu konuda çok yerinde bir uyarısı vardır: “Tanı artışı her zaman hastalık artışı anlamına gelmez.” Bazen çevresel koşullar semptomları görünür kılar. Bugün bazı çocuklarda gördüğümüz sosyal çekilme, duygusal donukluk ve iletişim zorlukları; çocuğun kendisinden çok, maruz kaldığı ilişki biçimleriyle ilgilidir.
Evet, kesinlikle. Bu artık toplumsal bir mesele. Hartmut Rosa’nın söylediği gibi: “Hızlanan dünyada temas artmaz, yüzeyselleşir.” Çocuklar hızlı, kesintili ve duygusuz temasların içine doğuyor. Konuşabiliyorlar ama bağ kurmakta zorlanıyorlar. Bilgiye ulaşıyorlar ama duyguyu taşımakta zorlanıyorlar.
Çözüm teknolojiyle savaşmak değil. Teknolojinin yerini bilmek. Yüz yüze oyun, göz teması, duygulu konuşma, birlikte sessiz kalabilme, bekleyebilme… Bunlar romantik öneriler değil; nörogelişimsel ihtiyaçlardır.
Şunu özellikle vurgulamak isterim: Çocuk ekrandan öğrenir ama insandan gelişir.
Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Çocuklarımıza daha hızlı bağlantılar mı sunuyoruz, yoksa daha derin ilişkiler mi?
Çünkü bu sorunun cevabı, gelecek kuşakların ruhsal haritasını belirleyecek.
Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer’in değerlendirmeleri, günümüzde artış gösteren psikolojik tanı ve sorunları yalnızca klinik sınıflandırmalarla sınırlı bir çerçevede ele almakla kalmamakta; ilişki dinamikleri, duygusal temas kaybı ve toplumsal dönüşüm süreçleriyle birlikte bütüncül bir okumaya imkân tanımaktadır. Kuramsal derinliği sahadaki uygulama deneyimiyle buluşturan bu yaklaşım, bireysel belirtilerin ardındaki yapısal ve kültürel etkenleri görünür kılmaktadır. İzmir psikolog fiyatları ve izmir terapist arayışı içindeyseniz Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer’i tercih edebilirsiniz.
Akademik birikimi, disiplinlerarası perspektifi ve uzun yıllara dayanan klinik deneyimiyle ortaya koyduğu bu analizler; başta ebeveynler olmak üzere eğitimciler, ruh sağlığı profesyonelleri ve politika üreticiler için yol gösterici bir referans niteliği taşımaktadır. Yıldırımer’in çalışmaları, yalnızca sorunları tanımlamakla yetinmeyip, aynı zamanda sağlıklı ilişki kurma, güvenli temas alanları oluşturma ve toplumsal farkındalık geliştirme konusunda da güçlü bir düşünsel zemin sunmaktadır.
Bu alandaki diğer yazılarını, akademik değerlendirmelerini ve bilimsel analizlerini incelemek için hocamızın Kürşat Şahin Yıldırımer resmî web sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Reklam & İşbirliği: [email protected]