SON GELİŞMELER
--:--:--

GENAR Başkanı İhsan Aktaş’tan 23 Haziran yorumu

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!
GENAR Başkanı İhsan Aktaş’tan 23 Haziran yorumu

GENAR Başkanı İhsan Aktaş, İstanbul’da 23 Haziran’da yapılacak olan belediye başkanlığı seçimini Haber7 için değerlendirdi. Haber 7 Yayın Koordinatörü Tarık Dağlı ve muhabirimiz Gamze Türk’ün sorularını yanıtlayan Aktaş, her bir oyun çok önemli olduğunu anlatırken seçimi kazandıracak formülü de anlattı.

YSK’nın kararı ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Bunun toplumdaki yansıması nedir? Sizce AK Parti ve YSK bu seçim tekrarı kararını yeterince iyi ifade edebildi mi?

 

YSK kendini ifade etmek durumunda kalacak bir kurum değildir. Nihayetinde iki tarafın iddiaları var. AK Parti oylar çalındı diyor, CHP ise hakkımız yendi yani kazandığımız seçim elimizden alındı. Bir yönüyle toplumsal psikoloji siyasi demeçlerle ve tutumla oluşur. Buradaki kim kendi hakkını veya mağduriyetini daha iyi anlatırsa, toplumu o ikna edecektir. Fakat, toplumsal psikoloji açısından baktığımızda bir tarafta oyum çalındı diyen bir iktidar var. Diğer tarafta ise muhalefet partisi. Zaten muhalefet partisi 7-8 seçimdir bu algıya seçmenini hazırladı.

Şuradan yola çıkabiliriz, hatırlarsanız eski seçimlerde mühürsüz oy, adaletsiz seçim söylemleriyle kazandık ama çaldırdık algısı oluşturdular. Muharrem İnce’nin son seçiminde “Adam kazandı” demesine kadar sürdü bu. Muhalefetin seçmeninin psikolojik olarak bu duruma hazırlığı var. Onlar için şöyle de bir kolaylığı var, İçişleri Bakanı AK Parti’den Adalet Bakanı AK Parti’den. Türkiye’nin en büyük partisi oyuna sahip çıkamadı, onların da eleştirisi bu. AK Parti de şunu söylüyor, oyların yüzde 10’u tekrar sayıldığında 15 bin oy fark ettik, demek ki tamamı sayılsaydı seçim bizimdi. Dolayısıyla burada stratejisini doğru kuran, demecini doğru veren, burada daha haklı konuma gelecek. Olaydaki yolsuzluğun büyüklüğü ne kadar olursa olsun, hukuki metinler ne kadar sağlam olursa olsun, hukuki dayanaktan ziyade burada siyasi etkiyi oluşturanlar daha karlı çıkacak. 

 

Peki, oylar yeniden sayılsaydı seçim tekrarı kadar büyük bir gündem olur muydu? Ve gerçekten de sonuç değişir miydi?

Mantık önermelerinde öncüller ve sonuçlar vardır. AK Parti’nin öncülü şu, geçersiz oyları ve Maltepe’nin tamamında şu kadar geçerli oy saydığımızda 15 bin oy değişti demek ki hepsi sayılsaydı biz kazanacaktık. AK Parti’nin kendi argümanı bu. Eğer sayımlarda ve itirazlarda bir oy farkı olmasaydı AK Parti itirazını derinleştiremezdi. Ama ne yazık ki ortadan kaybolan 15 bin oy var. Yanlış girilmiş, hata yapılmış da bu niye hep AK Parti’den olmuş? Oyları eşit olan iki parti var. Bazı problemli oylar sayıldığında CHP’nin azalıyor AK Parti’nin artıyor. Karşı taraf da diyor ki hak ettiğimiz seçimi elimizden aldınız.

31 Mart ve 23 Haziran süreçlerini karşılaştırırsak sizce neler değişti?

Değişip değişmediğini sonuçlardan sonra göreceğiz. Ankara ve İstanbul seçimleri için kanaatim şuydu, halk AK Parti’ye oy verdi, mesaj vermedi. İstanbul için tartışılan konu şu, AK Parti sandığına sahip çıkamadı. Seçim kampanyasını iyi yöneten, seçmenini iyi yöneten parti seçim gecesi yüzde 1’e yakın bir artı kazanır. Burada kampanyayı iyi yöneten CHP oldu. Kampanyayı iyi yönetmek kendi oyunuza sahip çıkmaktan başkasının zaafını kullanmaya kadar genişletilebilir. Herkes süreci iyi yönetirse, o zaman adalet olur. Dolayısıyla bence AK Parti’nin aldığı oy önemli bir oy. Zaten ittifakların oyları bu kadar ediyor, kişisel bir başarı yok burada.

‘Ekrem İmamoğlu AK Parti’nin oylarını çekti’ algısı mevcut. Oysa geçmiş seçimler göz önüne alındığında İmamoğlu’nun oyları ittifak oylarıyla aşağı yukarı aynı duruyor…

GENAR’ın araştırmasında Binali Yıldırım 6/1000 önde görünüyor. Bu çok önemli bir rakam değil. İttifak oylarına baktığımızda Millet İttifakı’nda İstanbul’da CHP’nin oyu %37, %6 İyi Parti, %5 HDP verse %48 yapıyor. Cumhur İttifakı’na bakıldığındaysa AK Parti’nin oyu %42 civarı, MHP’nin oyu da %4-5 civarı oluyor. Binali Yıldırım da Ekrem İmamoğlu da karşı taraftan oy aldılar. Cumhur İttifakı’nın dezavantajı, bütün hükümet uygulamaları, ekonomi, her türlü mağduriyeti temsil ediyor. Muhalefetin Recep Tayyip Erdoğan’ı yemek gibi bir motivasyonu var, HDP’nin motivasyonu farklı, İyi Parti’nin farklı… Hükümet tarafı; ekonomik durgunluk, EYT, marketteki poşete varana kadar ne kadar problem varsa onların da üstesinden gelerek insanları sandığa götürecektir. Baktığında Cumhur İttifakı sandığa götürdüğü seçmen ve oy oranı açısından başarılıdır. 

Türkiye’de herhangi bir şehrin herhangi ilçesine bağlı bir AK Partili’nin çocuğunun yaptığı herhangi bir yanlış davranış Binali Yıldırım’a bağlanabilirken, Ekrem İmamoğlu’nun yanı başındaki Canan Kaftancıoğlu’nun söylemleri bile o kadar da etki etmiyor. Bu algının matematiği nedir?

Motivasyon ile ideoloji birleştiği zaman, bir kazanma sinerjisi ortaya çıktığı zaman aleyhinizde olan her şeyi lehinize çevirip topluma yansıtabilirsiniz. Ben çok basit 2 örnekle bu irrasyonelliğin boyutlarını açıklayayım. Meral Akşener’in bir videosu yayınlandı. “S-400 füzeleri külliyeyi korumak için alınmıştır böyle bir duyumum var” diyor. Bu nasıl bir izandır? Yarın varsayalım ki Başbakan oldu, şöyle bir duyum gelecek, ABD Türkiye’ye savaş açtı. Emin değilim ama duyurayım mı diyecek? Bu gerçekten izanları aşan bir şey. Demek ki bunu alabilecek bir irrasyonel toplum var ki, bu cümleleri kullanıyorlar. Ben dedim ki kıyamet alameti herhalde bunlar, bu insanlar bizi yönetmeye aday.

İkinci örnek Ekrem İmamoğlu’ndan. Diyor ki; “Benim programımı çeken 4 kameramanı işten çıkardılar.” Şöyle düşünüyorlar; hangi yalanı atarsak atalım bunu alacak bir irrasyonel seçmen var. Bu iki açıklama ne siyasete, ne siyaset bilimine, ne de ahlaka uygun değil. Bunu bilinçli yapıyorlar. Biz şuan ne yalan söylersek söyleyelim bu yalanı satın alacak bir seçmen tabanı var diyorlar. AK Parti seçmeni rasyonel bir seçmen. AK Parti toplumu da kendi seçmenini de rasyonelliğe alıştırdı. Bu sebeple irrasyonel herhangi bir açıklamasında kendi tabanından tepki ile karşılaşıyor. Dolayısıyla AK Parti irrasyonellik konusunda daha dikkatli olmak zorunda. Gördüğümüz kadarıyla şuan muhalefet seçmeni ne kadar yalan üretirlerse üretsinler alacak durumda. Ben açıkçası bu iki açıklama sonrasında dumura uğradım. İnsan muhakemesi, basit bir mantık, matematik okumuşluk… Bu toplum siyaseti siyasetçiden iyi bilir. Ama demek ki bunu alacak seçmen mevcut. 

Bu kitleye, Muharrem İnce’nin seçimi kaybetmesinin ardından kaçırıldığına inanan kitle diyebilir miyiz?

Bu bir günde oluşmadı. 10 yıldır CHP’nin yenilgilerinden biriken umutsuzluktan kaynaklanan bir motivasyon vardı. Bu umutsuzluk motivasyonu kazanma motivasyonuna dönüşünce artık hiçbir şeyi görmemeye başladılar. Ben bu iki örneğin, irrasyonelliğin boyutlarını gözler önüne sermesi için seçimin sonuna kadar gündemde tutulması gerektiğine inanıyorum.

31 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun uyguladığı stratejiden bahsettik. Şuanda stratejileri değişti mi?

Seçim döneminde kampanyayı iyi yürüten CHP, YSK kararı sonrasında da mağduriyet algısını iyi yerleştirdi. AK Parti’nin CHP kadar sesi gür çıkmadı, genelde mantıki ve hukuki çerçeveden çıkmadılar. Ama toplum, hukuki metinlerden değil sizin kullandığınız siyasi dilden ikna oluyor. CHP daha çok bağırdı. Suçlu bağırır, suçsuzun ödünü patlatır diye bir söz var ya, tam anlamıyla budur. Nihayetinde YSK açıklama yapacağı zaman her partinin bir hazırlığı olur. Mesela Ekrem İmamoğlu, dağ fare doğurdu dedi. Demek ki burada çalışılmış. Şuanda AK Parti’nin akılda kalır bir sözü yok. Dolayısıyla siyasi anlamda, toplumsal psikoloji ve mağduriyet konusunda CHP rolünü daha iyi oynadı.

Ekrem İmamoğlu’nun irrasyonel açıklamaları, daha önce net konuşurken şimdi bu tarz söylemlere girmesi bir şeyin değiştiğini mi gösteriyor?

Bir Canan Kaftancıoğlu, bir de Ekrem İmamoğlu kimliği var. Söylemi ne kadar kaba, yıpratıcı ve halktan uzak olursa olsun Canan Kaftancıoğlu daha rasyonel bir kimliktir. Ortaya çıkan bu yeni başkan adayı figüründe bir kimlik, siyasi duruş, görüş yoktur. Her an herkesten yana olabilir. Sağcı da olabilir, solcu da olabilir. Mustafa Sarıgül ile başlayan CHP ile devam eden kente çivi çakmadan başarılı olmak. Bu bir keşiftir, AK Parti bunda biraz geç kaldı. Hiçbir hizmet yapmadan, halkla ilişkiler ve sosyoloji çalışmaları ile başarılı olmak yeni bir trend. 1990’lı yıllarda sağcı popülizm vardı, sen ne verdiysen ben iki katını verdim algısında. Şimdi ise solcu, içi boş ve yaranmacı bir popülizm dalgası geliyor. Buna karşı da kamuoyunun bilinçli olması gerek.

Herkese kendini sevdirme durumu genelde bizim toplumuzda olumsuz etki de bırakabiliyor…

Bu seçim kampanyası aşamasında başarı getirir. Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı mukayese edildiğinde, kampanya aşamasında Millet İttifakı avantajlıdır. Hepsi muhalif, hepsi Recep Tayyip Erdoğan’ı yenmek, başarı elde etmek istiyor. Uygulama aşamasına geldiğimizde ise taban tabana zıt bir örgüt ve sürdürebilirliği zor. Cumhur İttifakı’ndaysa seçim aşamasında kampanya yürütmek zor ama kazandığı takdirde millete hizmet etmek daha kolay. Çünkü aynı sosyolojiye dayanan iki partinin ittifakı mevcut.

31 Mart öncesi HDP ve Kandil’den açıklamaları zaman zaman gündeme gelmişti. Sürekli ‘demokratik güç’ şeklinde konuşmuşlardı. Ama şuan gerek HDP’nin açıklamalarında, gerek Kandil’in açıklamalarında Ekrem İmamoğlu ismini duymaya başladık. Bu bir şeyi değiştirir mi?

Burada iki ihtimal var ya diyorlar ki ölümüne biz adayımızın arkasındayız ya da ismini verelim ki zarar görsün. Sonuçta demeç veren bir terör örgütü. Terör örgütü demokratik güç birliğinden yana tavır koyuyorsa bu çok absürt ve felaket bir durumdur. Dağdan açıklama yapıyor eli silahlı katil, “Ben demokratik güç birliğinden yanayım” diyor. İstanbul seçiminde şöyle bir detay vardı. İstanbul’da HDP’li seçmenin %30’u her zaman bila kaydı şart oyunu AK Parti’ye vermiştir. Bu seçmen bu seçimde oy vermedi. Beka söylemleri HDP’li muhafazakar seçmenin CHP’ye yönelmesine veya sandığa gitmemesine sebebiyet verdi. Bu seçimde AK Parti lehine bir yumuşama olabilir. Özellikle bu hapishanedeki açlık grevlerinin bitirilmesi ortama bir yumuşaklık getirdi gibi gözüküyor. PKK uluslararası ayağı olan, HDP gibi siyasi uzantısı olan bir örgüt. Herhalde Abdullah Öcalan 2-3 görüşmede bir güç devşiremez. Demecinde de bir yumuşama mevcuttu. Bunun etkisini bekleyip göreceğiz, o refleks sandık gecesi ortaya çıkacak.

31 Mart seçimlerinde diğer partilerin ve bağımsızların oyları bile çok önemli bir hal aldı. 23 Haziran seçimlerinde sizce belirleyici olur mu?

Seçim 10-20 bin fark ile bittiği için her bir kuruş oyun bile değeri var. Burada baktığınız zaman DSP’nin bir oyu var, Saadet Partisi’nin bir oyu var. Saadet Partisi’nin aday açıklaması iki türlü yorumlanabilir. Aday açıklanmasaydı seçmen doğrudan CHP ve AK Parti’ye yönelebilirdi. Ama aday açıklandığı için AK Parti’nin Saadet tabanını yumuşatma gayreti var. Demokrat Parti’in 20 bin oyu var. Elbette ki bunlar küçük küçük oylar olmasına rağmen mutlaka etki eder. 

24 bağımsız adayın 25 bin oyu var…

Teker teker onlarla görüşülemez tabi, ama onlar da görüşlerine göre oy vereceklerdir. Henüz çekilenlere dair bir açıklama da gelmedi. Bekleyip göreceğiz.

Kemal Kılıçdaroğlu, Meral Akşener 31 Mart sonrasında çok geri plandalar. Onların pozisyonlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

31 Mart seçimlerinde İstanbul’a tam bir CHP’li aday koymadı. Çünkü CHP’nin toplumsal tabanı Türkiye genelinde %20, İstanbul’da %37. Bir yönüyle dindar Kürt seçmeni tedirgin etmeyecek, muhafazakar seçmene sempatik gelecek bir isim üzerinde çalıştılar. Şimdi adaylarının tuttuğunu düşündükleri için kendileri meydana çıkıp bu var olan algıyı kırmak istemiyorlar. Bizim araştırmalarımızda AK Parti’nin oyu %42 ise Recep Tayyip Erdoğan %45 civarındadır. CHP’nin oyu %25 ise, Kılıçdaroğlu’nun %16. Yani ikinci büyük partinin lideri kendi oyunu alamıyor. Bu sebeple görünmek istemiyorlar.

Peki, sizce AK Parti seçimi kazanmak için neler yapmalı?